17 Nisan 2019 Çarşamba

Nasıl Bu Kadar Çok Seyahat Edebiliyorsun Selim?

Şu fani ömrümde ‘Nasılsın?’ sorusundan çok bununla karşılaşmış olabilirim. Bunun bir de dile getirilemeyen, yüze söylenemeyen versiyonu var, ‘Nereden buluyor bu kadar parayı?’ diye. Aklınıza başka bir şey gelmesin, iyi niyetle yazıyorum bunu. Ben de soruyordum çünkü bazen. Özellikle de ‘Hiç param yok, öldüm bittim.’ diye sürekli ağlayanların para harcama konusunda nasıl bu kadar sınırsız ve ölçüsüz davranabildiklerini hala bazen anlamakta zorlanıyorum....

4 Ocak 2019 Cuma

Anneler ve Ahkamlar

Uzun bir koridor. Uzun koridorlar hep tedirgin eder beni. Özellikle de geceleri. Özellikle de hastanelerin uzun koridorları geceleri. Özellikle de annen orada çaresi bilinemeyen, bulunamayan bir illetle mücadele ederken. Ve sen aslında çok uzakken, ama bir o kadar yakın olmak zorundayken. Elinden bir şey gelmezken, gelemezken, ama yine de elinden gelenin de fazlasını yapmaya çabalarken. O ikilemde kafan allak bullakken. Evine de yabancıyken,...

30 Temmuz 2015 Perşembe

Sezen, O Kadın, Yıllar ve Ümitler...

On yıl önce... O küçük şehrin tek ana caddesinden ara sokaklardan birine sapıyorum.  Askerim. Haftasonu sadece birkaç saate sığan çarşı izninde önüne bir torba oyuncak koyulmuş çocuk gibiyim, ne yapacağımı bilmez halde oradan oraya koşturuyorum. Sonra kendimi bir internet kafeye atıyorum. Çok başka, çok canlı bir hayat yaşarken kendimi küçücük bir odada günlerimi geçirirken bulmuşum. Onca yıllık radyo deneyimimin karşılığı olarak geceleri...

25 Haziran 2015 Perşembe

Modern Sabahlar vs. Modern Zamanlar

- Hoşçakalın... - Hoşçakalın... - Hoşçakalın... ... - Günaydın... Ve sessizlik... Muhtemelen en fazla beş saniye sürmüştür. Dinleyen herkese çok daha uzun geldiğine eminim. Belki de birden araya girip ‘şaka la şaka’ diyeceğini bekledi birçok kişi onların. Ben demeyeceklerini biliyordum. Radyoda ‘yayın ölmesi’ diye bir tabir vardır çünkü. Bir saniye, hadi belki iki... Ama daha fazla sessiz olunamaz yayında. Dinleyici yayının gittiğini...

18 Ocak 2015 Pazar

Radyoya Bir Tost, Bir Portakal Suyu!...

Bundan altı yıl öncesiydi. Askerden yeni dönmüştüm, kafalar fena halde karışıktı! Geri geldiğimde daha önceki görevime kaldığım yerden devam etmek üzere holding CEO’su ile sözleştiğimiz Radyo Mydonose’da işler pek de iyi gitmemiş, satılma dedikoduları dolaşmaya başlamıştı. Biraz sert ve acımasız olmasıyla tanınan ama birebir çalıştığımız üç yıllık süre içinde onlarca yıllık eğitimle edineceğimden çok daha fazlasını öğrenmemi sağlamış olan yöneticimle...

4 Ocak 2015 Pazar

Kafanda Deli Sorular!

-        . Selim sana bir şey söylemem gerek. -        . Ne oldu? -        . Artık sana bir şeyler anlatırken çekinmeye başladım. -        . Neden? -        . Yazarsın diye korkuyorum. -        . Nereden çıktı şimdi bu? -        . Yazdıklarına bakıyorum, hep başından...

10 Ekim 2014 Cuma

Sır Tutabilir Misin?

İkibinli yılların başlarındayız. Radyo Mydonose'da yayın yapmanın dışında yeni görevlerle de ilgileniyorum. Kısıtlı bir ekipten oluşan departmanımızla iki radyonun neredeyse tüm projelerini yürütmeye çalışıyoruz. Mütevazı olmaya niyetim yok, yaptığımız işlere şimdi dönüp de baktığımda aklım almıyor gerçekten. O kadarcık ekiple böyle büyük projeleri nasıl çıkartabildiğimize hala inanamıyorum! Cevap çok açık belki de; ben çok sevdiğim bir işi...

8 Eylül 2014 Pazartesi

Şükretmek İçin Senin (Kimbilir) Kaç Sebebin Var?

Hatırlar mısınız; uzun yıllar önce posta kutularına bırakılan, “Bu mektubu fotokopiyle çoğaltıp sen de 10 kişiye göndermezsen şunlar şunlar olacak, başına da şöyle olaylar gelecek” şeklinde absürd finalleri olan ve günümüz spam e-posta’larının ataları sayılacak mektuplar vardı. İşte ben şimdi anlatacağım saadet zincirine benzeyen akımları da o mektup furyasıyla bir tutuyorum ve o yüzden genelde hep kayıtsız kalırım. Ancak bu tür davetler hayır...